Gamsızlık mı Farkındalık mı?

Aşağıdaki bölümü Duygular Sözlüğü kitabının Gamsızlık bölümünden alıntılayarak sizlerle paylaşmak istiyorum.


“… Roman yazarı D.H.Lawrence’a göre umursamazlık, kazanılması gereken bir duyguydu. “Kaygısızlık“ adlı denemesinde İspanya’da sıcak bir öğleden sonra balkonda oturduğu bir anı anlatıyor. Keyifle, boş boş otururken, iki adamın çimleri biçmesini izlemeye dalmış: “Fırş!Fırş! diye duyuluyor tırpanların sesi.“ Ama sonra iki kadın yan balkona çıkıyor ve uluslararası siyasetten konuşmaya başlıyorlar. “Umursuyorlar!“ diye yakınıyor. “Umursamaktan kendilerini yiyip bitirmişler. Faşizmi ve Milletler Cemiyeti’ni düşünmekten (…) nerede olduklarının hiç farkında değiller. “

Lawrence için adamsendecilik, devrimci bir hareketti. Teknolojikleşmiş modern dünyanın yabancılaşmasına bir tepki ve hayatın doğal ritimlerine bir dönüş. O yüzden, her zaman soyut düşüncelere ve siyasi tartışmalara girmek yerine, okurlarını küçük şeylere dikkat etmeye heveslendirdi; yüzümüze vuran güneş, bir adamın pantolonunun mavisi, tırpanların sesi gibi fani şeylere...

Bu anlamda Lawrence bugün göklere çıkarılan farkındalık tekniğini öngörüyor, bu da gündelik hayatın küçük dikkat dağıtıcı şeylerini yok saymak değil, onların üzerine daha kasıtlı bir şekilde eğilmek demek. Yoldan geçen bir kamyonun camları zangırdatmasına ya da ergenlik çağındaki çocukların üst kattan gelen tartışma seslerine, yani hem içimize hem de dışarıya dikkat göstermek hayatın baskılarını geçici olarak azaltmaya yardımcı olabilir. O zaman, nefes alacak fırsatı bulduğunuz an dışarı çıkın, bacaklarınızı sallayın ya da … dans edin.

Çünkü dostum, devrim tam da böyle başlayacak olabilir.“

Duygular Sözlüğü, Syf.87-89


Gamsızlık kelimesinin tanımında farkındalığı bulmak… Tam da aradığım tarif :) Çünkü konu sosyal ilişkiler olduğunda farkındalığı seçişte, gamsızlık bir yaftalama kelimesi, bir umursamazlık yergisi olarak kullanıyor. Hayatın acıları ve yaşanan haksızlıklarını her yerde, her anda, her ortamda tekrarlamaya, konuşmaya, bunun isyanını, öfkesini yaşamaya çekilenler için, bu alanı kararlılıkla terk etmek, bir devrim gibi algılanmıyor, daha ziyade başını kuma sokmaya çalışan deve kuşu benzetmesi ile karşı karşıya kalınıyor.


Istırabın, girdap gibi kendine doğru çeken çok güçlü bir doğası var ve ıstırap, yandaş arıyor. Yayılmayı, çoğalmayı seviyor. Istırap, hikayelerle çoğalıp köpürmeye bayılıyor. Çok hızlı yayılıyor, bulaşıcı. Üstelik kendini saklamayı da çok iyi biliyor, ıstırabını yayan, paylaşacak, birlikte ıstırap çektikçe, üzüldükçe, öfkelendikçe, sövüp saydıkça yalnızlık duygusundan kurtulduğu illüzyonunu veriyor neferlerine. O nedenle de, ıstırap çektiğini fark eden ve bu ıstırabın tetikleyicilerine teslim olmayı bilinçle reddeden, sınır çizenlerle karşılaştığında, ıstırabın içinde duyduğu yalnızlık ile hırçınlaştırıyor. Gamsız, adamsendeci, umursamaz etiketleri de bu hırçınlığın ifadeleri olabiliyor.


Buddha, 4 Asil Gerçek (4 Noble Truth) ile çok kısa ve net olarak bu yapışkan durumu ve bundan çıkış yolunu gösteriyor.


4 Asil Gerçek bize,

1. Hayatta ıstırabın olduğunu ve bunun kaçınılmaz olduğu gerçeğini,

2. Istırabın temelinde cehaletimizin, ‘ben’ açgözlülüğümüz ile kendini gösteren, kendimizi tüm evrenden bağımsız ve tek bir canlı olarak gören egoist doğamızın yattığı gerçeğini,

3. Bu egoist doğamızın aslında bir perde olduğunu, bu perdeyi kaldırarak, uyanarak, ıstırabımızı sonlandırabileceğimiz gerçeğini,

4. Meditasyon yaparak, bilge doğamızın ortaya çıkmasını sağlayacak, etik bir yaşam sürerek, tüm buddha’lar gibi bizim de aydınlanabileceğimiz gerçeğini söyler.


4 Asil Gerçeğe Asil denmesinin sebebi de, ıstıraptan kurtulabilme ve özgürleşme yolunun tüm varlıklar için geçerli olmasıdır. Çünkü özgür doğasında varlık asildir.



Türk Dil Kurumu gamsız kelimesinin tanımını aşağıdaki gibi yapıyor:


1. sıfat Kaygısı, tasası, sıkıntısı, üzüntüsü olmayan: "Sesi taze, pürüzsüz ve gamsızdı." - Cahit Uçuk

2. sıfat, mecaz Olayları kendine dert etmeden geçiştiren, aldırış etmeyen, tasasız, vurdumduymaz: "Zavallı anneciğin çok şen, güler yüzlü, gamsız bir kadındı." - Mahmut Yesari


Gamsızlık tanımı da şöyle :


isim

Gamsız olma durumu, tasasızlık: "Aydın kişilerin genelde neme gerekçiliği ve gamsızlığı, güzelim ülkemizi tehlikelere sürüklüyor." - Aydın Boysan



Duygular Sözlüğü’nde Farkındalığı anlatmak için Gamsızlık kelimesini seçmiş olmaları tam da mecaz olarak bu kelimeyi kullanmaya iyi bir örnek gibi geldi bana.


Çünkü, farkındalık minik bir anda olma, her ne yaşanıyorsa onu fark edebilme, ve yaşanmakta olanın kendi içimizdeki duygulanımını da kapsayabilme genişliği.


Farkındalığın bir gölün üzerinde dalga dalga açılan halkalar gibi olduğunu düşünüyorum. İçeriden dışarıya halkalar açılıp yayılıyor.


Dışımızda ya da içimizde bir şeyler oluyor, biz fark ediyoruz, bir dalga yayılıyor,


olan şeyin bizde uyandırdığı duygulanımı fark edebiliyoruz, bir dalga daha yayılıyor,


bu duygulanımla bir ihtiyaç yüzeye çıkıyor, onu fark edebiliyoruz, bir dalga daha yayılıyor,


o ihtiyaç ile bir yönelim, bir hareket uyanıyor, onu fark edebiliyoruz, bir dalga daha yayılıyor,


Yayılan dalgalar ile genişleme gerçekleşiyor… Kendi ilişkilenme hallerimizi, duygulanım hallerimizi, bunların ihtiyaçlarını ve ihtiyacın aksiyona dönüşmesini izleyebilme hali...


Tam tersinde ise, dışımızda ya da içimizde bir şeyler oluyor, bir dalga yayılırken fark edemediğimiz için ondan bir dalga daha doğuyor, ve duygulanım dalgasının güçlü çekimi ile bir girdaba dönüşüyor. Girdap her şeyi kendine doğru çekiyor ve biz yoğun ve sıkışık bir enerji hissediyor ama nereden doğduğunu, ne duyguları oluşturduğunu bilemeden içine doğru çekiliyoruz, bu girdaptan çıkabilmek için mücadeleye başlıyoruz, ama mücadelenin kaynağı yok, sadece can havli var, çok sıkışık, çok yoğun bir yerde, kör bir halde debeleniyoruz. Girdaba çekilirken, yakınımızdaki her şeye ve herkese tutunmaya çalışıyoruz, fark edemiyoruz ki, bu tutunma çabası aslında tüm uzandıklarımızı da girdaba çekme çabası aslında… Girdap bizi diğer ucundan, girdaba çektiğimiz herkes ve her şey ile birlikte yorgun, zedelenmiş, yaralanmış, örselenmiş olarak dışarı atıyor…


Fark etme, yavaşlatma yolunda çalışmadıkça aynı girdap döngüsünde öğütüle öğütüle yaşıyoruz.


D.H. Lawrence, “Umursuyorlar!” diye yakınırken, girdap döngüsünü sürekli yanımızda her yere taşımaktan vazgeçebilmenin, etrafımıza yaymaktan vazgeçebilmenin, şu anda umursadığımız ve içine çekildiğimiz girdabın dışındaki şeyleri, güzellikleri, rahatlamayı, dalgaları birbirine dokunmadan açmaya mümkün kılan tüm kaynakları görmeye davet ediyor, ve girdap yerine onun dışında kalan her şeyi görüş alanımıza davet ederek karşı girdap oluşturarak girdabın gücünü kırabileceğimizi, böylece halkalara doğru özgürleşebileceğimizi, bunun da devrim gibi bir şey olduğunu bize söylüyor.


Umursamak gam, ıstırap gibi görüşümüzü kapatan, bizi içine çeken bir girdaba dönüşmeye başladığında ona hayır diyebilmek, dur! ve onun dışındakileri gör diyebilmek, kayıtsızlık, pasiflik veya umursamazlık değil, radikal bir aksiyondur, harekettir, devrimdir.


Farkındalık, kas gibi geliştirilebilir. Dalgalar birbirine dokunmadan halka halka açılabilir ve biz de özgürleşebilir, çevremizdekilere doğru genişleyebiliriz.


Bu inançla da her yoga çalışmasının başında oryantasyon adı altında şu ana getiren ve bu anın içinde özgür doğamıza kapı açan yaşamın içindeki minicik de olsa güzelliği, rahatlamayı alabilmenin yolunu açan bir çalışma yaptırıyorum.


Oryantasyon Uygulaması kısaca şöyle;

Oturduğumuz yeri fark ediyor ve kendimizi en rahat şekilde yerleştiriyor, nefesiminin nasıl aktığına bir nefes için bakıyor, sonra da içinde oturduğumuz alanı gözlerimizle tarıyoruz. Nereye bakmak istiyorsak bakıyoruz. Bakarken, dikkatimiz gördüklerimize odaklanabiliyor mu, odaklanamıyor mu, merak ediyoruz. Ve her seferinde mutlaka (genellikle zaten orada olduğunu bildiğimiz) bir şeyi yeniden görüyoruz, sanki ilk kez görür gibi. Bu kasıtlı bir yerleştirme değil, bu bazen duvara günün o saatinde düşen gölge, bazen bir sehpanın üzerinde duran bir obje, bazen duvardaki resimdeki bir renk ya da desen olabiliyor. Bazen de evdeki kedimizin uzandığı yeri fark ediveriyoruz, onun orada olduğunun farkında değildik. Rahatlatıcı ve şu anda burada neler olduğunu keşfetmeye dair bu gözlemde, bu ilk görüş anı gözlerimiz duruyor, takılıyor. Biraz o görüntü ile kalıp, dikkatimizi çeken şeyin ne olduğunu kısaca merak edip, devam ediyor ve çalışmayı bitiriyoruz. Bu egzersizi tekrarladıkça, o ilk görüş anında nefesimizin değiştiğini de fark etmeye başlıyoruz, ve genellikle bunun ardından kısa süre sonra bir iç geçirme, bir esneme, ya da bedende bir gevşeme (omuzları ya da kalçaları sıkıyorsak bırakma gibi) geliyor. Nefesin yavaşlaması, da rahatlaması, iç geçirme, esneme bunların hepsi parasempatik sinir sisteminin uyandığını ve devreye girdiğini gösteren bir işaret. Dışarıya dikkatimizi açarak, içeride bir topraklanma, ve dengelenme ortamı oluşturuyoruz kendimize.


Uygulama bize kendimizle ilgili pek çok bilgi sunuyor. İlk başlarda bu bilgileri alabilmek çok zor gelebiliyor. Perdeyi gördüğünde, neden düzgün durmadığı, masayı gördüğünde üzerindeki kırıntıları, sehpanın üzerindeki minik heykeli gördüğünde onu hediye eden arkadaşını ve onunla uzun zaman görüşmediğini düşünmeye, şu andan kopmaya ve burada kalmaya zorlanıyor uygulayanlar, ki, bu da zaten uygulamanın kalbini oluşturuyor. Evet, çoğu zaman, hikayelerine, bizi rahatsız eden düzensizliklerine odaklanıyor, girdaba çekilebiliyoruz, ve önümüzdeki şeyleri oldukları gibi tarafsızca görmeyi kaçırabiliyoruz. Zaman içinde devam ettikçe, bu tarafsızlığı geliştirmeye, sadece objeleri görmeye, dalgaları teker teker ayırıp onların şu anda bizdeki duyumlarını her dalganın birbirinden doğduğunu ama birbirinden bağımsızlığını fark ederek özgürleşmeye doğru genişleyebiliyoruz.


Gam veren deneyimleri, hayatın güçlükleri, kayıplar, adaletsizlikler, suistimallerden doğan acılarımızı reddetmeden, kabul edip kendimize şefkat gösterebilmeye ilerleyebilmek, şefkatin kaynaklarını bulup onlara yönelebilmek radikal ve devrimci seçim.

Acımız karşısında hayatın içinde iyi-kötü, acı-tatlıyı birlikte barındıran bütünselliği kucaklayabilmek, dengeye gelebilmek, durumu berrak gözlerle görebilmek, acının penceresinden ayrılıp, kapıyı hayata açabilmek, belki acıya neden olan durumlarla ilgili harekete geçecek ilhamı bize getirebilir.

Acı hakkında konuşup, söylenmekten, nedenini ortadan kaldıracak aksiyona geçişi bulabilmek hayatımızı anlamlı yaşamak için hayal edilebilecek en güzel geçişlerden biri olabilir.


8 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Ertelemek üzerine yaptığım Podcast yayınımı burada bulabilirsin Yayında bahsettiğim ve bahsetmek için fırsat bulamadığım konular için hazırlamış olduğum bültene ise buradan ulaşabilirsin. Bültende, şi