Dharma ve İlham


Van Gogh dogustan yetenekli degildi. Teknik ressamdi ve çok çalisti.

Tom Waits bir gün çölde arabasiyla giderken aniden kulaginda fisilti gibi bir melodi duydu.Tuy gibi hafif ve hassas bir andi, ve kipirdasa kacacakti. Icinden tekrar edip aklina kazimaya calisti. Kalem ya da bir kayit cihazi yoktu yaninda. Bunun da yokolup gidecek melodilerden biri oldugunu biliyordu. Pencereyi acip bagirdi : Yiyorsa elimde gitar ve yanımda kayıt cihazı varken gelsene! 

İlham böyledir. Ne zaman nerede gelip seni ne şartlarda yakalayacağını ve kulağına o ilahi müziği fasıldayacağını, gözlerinin önüne o muhteşem resmi koyacağını bilemezsin. İlham'a güvenemezsin. Godot gibidir, sadece beklersen hayat boyu bekleyebilirsin. 

Ressam bir öğrencim vardı, bir gün derste konuşuyoruz ve ben hepimizin ilhamsız günleri olduğunu söyledim, bazen uyanırsın ve hayata dair bir istek yoktur içinde, yataktan bile kalkmak istemezsin, değil ki günü coşku dolu geçirecek heyecanı içimizde bulalım, beni en iyi Funda anlar, dedim. Cevabına o gün şaşırmıştım: Ben her sabah istekle kalkar ve stüdyoma giderim, ilhamın bana gelmesini beklemem, inancım ve coşkum vardır ve çalışırım, üretirim, bundan asla vazgeçmem, kendi ilhamımı kendim çağırırım, dedi.

Haklıydı. İlhamın seni geldiğinde doğru yerde bulabilmesi için doğru yerde daha çok zaman geçirmeli ve işi şansa bırakmamalısın. Sanatın her ne ise, resim, müzik, heykel, ya da kendi yaşamın, işin, yoga pratiğin, kendini ifade ettiğin her alanda çalışmalı, öğrenmeli, gelişmeli ve ilham perisine, ziyaretlerinde seni doğru yer ve zamanda yakalayabilmesi için daha çok fırsat tanımalısın.


8 temmuz 2017 

24 görüntüleme